banner
Haber

HESAPLANMIŞ SESSİZ MANİPÜLASYON YOLUYLA İŞLENEN SUÇLAR VE YASAL BOYUT

Birçok insanın sessizlik mağduru olduğunu fark ettim” Yazar Av. Serra Taşköprü Kartal-İstanbul  “Hesaplanmış Sessiz Manipülasyon Yoluyla İşlenen Suçlar ve Yasal Boyut” adlı kitabın konusu, Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde..

HESAPLANMIŞ SESSİZ MANİPÜLASYON YOLUYLA İŞLENEN SUÇLAR VE YASAL BOYUT
banner

Birçok insanın sessizlik mağduru olduğunu fark ettim”

Yazar Av. Serra Taşköprü

Kartal-İstanbul

 “Hesaplanmış Sessiz Manipülasyon Yoluyla İşlenen Suçlar ve Yasal Boyut” adlı kitabın konusu, Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde Yazar Avukat Serra Taşköprü tarafından tanıtıldı. Kitabın ismi çok ilgi çekiciydi. Halkın büyük bir çoğunluğunu ilgilendiren ve yaşamın içinden alınmış bir kesit olduğu kitabın isminden anlaşılıyordu. Yazar kitabını tanıtırken sorular sorarak dinleyicileri de olayın içine çekmeye çalışıyordu. 

 Kitapta, kendi yaşamımdan ve etrafımda bulunan herkesi içine aldığını fark ettim. El değmemiş bir konu. Yaşamımızı bazen kabusa çeviren, mutsuzluklara ve kalıcı hastalıklara yol açan bir durum. Yazarın da özellikle vurguladığı gibi, toplumumuzun  yaşamına bu kadar olumsuz etkiler yapan suçların hukuk sistemimizde tanımı olmadığı gibi elbette suç olarak karşılığı da bulunmamaktadır. Bu enteresan konuyu gün yüzüne çıkaran insan farklı biri olmalıydı. Hani alışmış olduğumuz, saatin yelkovanı soldan sağa doğru döner ya, burada saati tersine döndüren bir düşünce sistemi var diye düşündüm.

Kitabın yazarı, Av. Serra Taşköprü’yü bulup ayrıntıları öğrenmek istedik. Büyük bir nezaket göstererek teklifimizi kabul etti ve kitap hakkında  açıklamalarda bulundu.

Yazar Av. Serra Taşköprü: “Merhaba bana bu fırsatı verdiğiniz için size ve ekibinize çok teşekkür ederim. Bu konunun önemli ve gerçek olduğunu, insanlık tarihine uzanan geçmişten bugüne gelen, gelecekte de var olacak olan bir durum. Soruna ve probleme çözüm önerileri getirmek ve bu iletişimdeki yaşanan problemi ortaya koymak hedefimdi.

Ben, 9 Nisan 1980 tarihinde Kadıköy’de doğdum. Kadıköy’de çocukluğum ve gençliğim geçti. Fransızca ve İngilizce dillerini öğrendim. Yaşadığım toplumda gönüllü çalışmalarım oldu. Türkiye Eğitim Gönüllüleri’nde çalışmalara katıldım. Öğrencilerim oldu. Özellikle Türkçe ve matematik gibi ders vermek yerine, öğrencilerimin kişisel gelişmelerine katkıda bulunmak üzere sosyal eğitim verdim. Bunların dışında boks, baleye gittim ve voleybol oynadım.

Baleyi dört yıl yaptım. Bale gibi zarif bir spordan, boks gibi “kaba” bir sporla ilgilenmemi tezat olduğunu düşünenler var. Ancak önemli olan felsefesi ve mantığı var. Yoksa vurmak kırmak değil, böyle bir amaçta gütmedim. Verdiğim eğitimlerde yaptığım spor dallarında, eğitimim süresince şiddet içeren bir eğilimim olmadı.

Öğretmen olmamama rağmen iki sene eğitmen olarak verimli ve yapıcı olmaya çalıştım. Benim sloganlarımdan bir tanesi de empati sonucunda sempatidir. Çünkü empati kuramazsak antipati doğduğunu düşünüyorum. Bizim dünyamızdaki sorun, empati yoksunluğu, empati kurmama çabamız, anlamak istemeyişimizdir. Bu sefer de antipati doğmaya başlıyor. Birbirini yok eden, yok sayan, hiç eden insanlar haline dönüşebiliyoruz. Sözlerle birçok suç işleniyor, eylemlerle pozitif dediğimiz yani artı eylemler suç işleniyor. Bundan dolayı da birçok mağdur ortaya çıkıyor. Ben, sessizliğin bazen suç aracı olduğunu, suç silahı olduğunu fark ettim. Bu farkındalık sayesinde, bu keşif sayesinde olmayan bir şeyi var etmedim. Zaten var olan şeyi keşfettim. Çoğumuzun belki ifade etmekten kaçındığı, sadece anlaşılamamaktan korktuğu. Suç sayılmadığı için şikayet edemediği, farklı değerlendirileceği korkusu, dışlanacağı korkusu, dolayısıyla dile getiremediği durumları sonucunda sessizliğin şiddet yaratabildiği gerçeğini, hem maalesef hem de iyi ki keşfettim. Maalesef diyorum, çünkü bugüne kadar iki bin yirmi yılına girdik. 2019 yılında bu kitap baskıya girdi. Bir buçuk seneye yakın bir süreçte hazırlandı. Benim dışımda da emek verenler var. İstatistik anlamda bir hoca destek verdi. Bunun dışında manevi destek olarak, psikiyatrist Prof. Dr. Kaan Kora’nın, kardeşim Uzman Psikolog Merve Taşköprü’nün desteğini gördüm.

Kitabın oluşması şöyle başladı, Adli Tıp Enstitüsü’nde yüksek lisans yaparken, yıllarca konu aradım. Ben sadece ders geçmek, mezun olmak için bir unvan kazanmak için uğraşmadım. Gerçekten işe yarar bir şey yapabilmek için bu riski göze aldım. Konu seçerken çok zorlandım ve uğraştım. İşe yarayan bir şey üretmeyi amaç etmiştim kendime. İçerisinde psikoloji olsun, içinde sosyoloji olsun, felsefe olsun psikiyatri olsun, hatta sanat da olsun isteyerek hukuk dışında işe yarayan bir şey olsun istedim. Bu sebeplerden dolayı bana yöneltilen konuları kabul etmedim. 

Olabildiğince kendi uğraşım ve sıra dışı bir şey olsun istedim. Aklınızı keşfedin sitesinde bir makaleye denk geldim. Makalede isim bulunmuyordu, kime ait olduğu bilinmiyor. Bu makale bana yol gösterici oldu. Burada birçok insanın sessizlik mağduru olduğunu fark ettim. Esasında hepimizin sessizliği kullandığımızı ve bunu her zaman kasıtlı yapmadığımızı, karşımızdakinin “Manipüle” olduğunu fark ettiğimizde, neden cevapsız kalan mesajlar, aramalar, sorular yani bir şekilde insanları öfkelenmeye iten suçluluk duygusuna maruz bırakan, mağdur eden çaresizleştiren, ciddi anlamda akli fiziksel, ruhsal zararlar verebilen uzun süreçlerde paranoyak belirtilere varabilecek derecede güvensizlik ortamını yaratan bir durum olduğunu her türlü, zaten istatistik açısından da anlatımlarımla da her türlü kanıtlayabileceğimi, arkasında durabileceğimi ifade ediyorum. Korkuyu şüpheciliği tetiklediğini ve bunun maalesef fark edilmediğini, şikayet etme hakkı bulunmadığından dolayı çaresizlik öfkenin sonucunda hakaret suçu işlendiği, şöyle ki sessizlik yoluyla hangi suçlar işlenebilir diye sorarsanız sessizlik derken sadece susmaktan bahsetmiyorum. Sessizlik, müdahale etmeme, sessiz kalma, yok sayma, reddetme, yalnız bırakma. Sessizlik bunların hepsini içinde barındır.

Ayrıca mobbing (bezdirme) diye bir başka gerçek var. Neyse ki kabul edildi. Yıllarca insanların uğradığı tacizlerin yok sayılması. Sonunda mobbing (bezdirme) gerçeği kabul edildi. Ancak bir suç olarak değerlendirilmemektedir. İş hukuku açısından değer görmüştür. Bir mobbing yöntemi olarak kullanılabilir. Her türlü ilişkide bir toplumun, bir topluluğun bir kişiye uyguladığı, ya da bir kişinin bir topluluğa uyguladığı, illaki iki kişi olması gerekmiyor. 

Şunu belirtmek isterim ki, bütün insanlığı ve insan haklarını ilgilendiriyor. Sadece Türkiye’ye yönelik olarak değerlendirmemek gerekir. Yaşanmış, yaşayacak bütün insanlığı ilgilendiren bir konu olduğunu düşünmemiz gerekir. Yabancı kaynaklara baktığımızda şunu görüyoruz, çoğunlukla narsisistik (kişilik bozukluğu kişilik yapılanması) olarak algılansa da ya da algılanmasına çalışılsa da ben hiçbir şekilde bunun psikiyatrik bir durum olduğunu düşünmüyorum. Buna yönelik kanıtlarım da var zaten. 

Psikiyatri vaka incelemesi yapmadık. Psikiyatri tanısı olmayan kişilerin uyguladığı, uygulayabileceği psikiyatrik tanısı olmayan kişilerin maruz kalabileceği, dil, din, ırk, mezhep, renk, cinsiyet ve ülke gibi hiçbir ayırım gözetmeden mağdurlar olabileceği gözlenmektedir. Hiçbir şekilde kategorize edilmemesi gereken bir kesime yönelik olmayan hepimizi kapsayan, hangi görüşte olursak olalım bu yüzden önemi ve değeri çok yüksektir” diyerek söyleşimizi tamamladık. 

Yaşamımızı yakından ilgilendiren, günlük yaşamımızı etkileyen sorunları ve çözümlerini gün yüzüne çıkaran, belirlediği ana konulara ve ayrıntıları için yasa teklifi çalışmaları ve hazırlığı olan, Yazar Av. Serra Taşköprü’ye toplumumuzu bilgilendirdiği ve aydınlattığı için teşekkürlerimizi sunarız. 

banner

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL